Rutubetli Hayatlar

Hangi mevsim bilmiyorum ya da hava sıcak mı, soğuk mu? Biz hangi yüzyıldayız? Kaç yaşında, hiç öldük mü hayatta? Bir kadın, yalnız bir kadın ve bir adam. Rutubetli bir duvar, her yanımız, görünmeyen yaralar. Acı, acı bir gülüş döküldü kadının dudağından.

  • Niye güldünüz?

Önce duraksadı, gözlerini adamın ayaklarından yüzüne doğru gezdirdi. Yüzüne bakınca tebessüm etti.

  • Hiç, öylesine.

Anlamaya çalışan bakışlar, kaçacak olan hayaller. Elleri boş, ayaklarını uzatmış. Başı, ışık giren pencerede. Adama dönerek,

  • İşiniz bitmedi mi? Gitme vaktiniz geldi galiba.

Adam yüzünü buruşturarak, sanki sevdiği birinden hakarete uğramışçasına üzülerek baktı. Kadın başını döndürerek pencereyi seyretmeye devam etti. Umursamazca, önemsemeden.

  • Siz de gelseniz?

Önce şaşkınla, nereye gibisinden adama baktı. Sonra kahkaha atarak ve sanki genç bir kız edasıyla yüzünde tebessümlü bir gülüş oluşturdu, genç bir sesle sanki gitmeye can atarcasına,

  • Nereye?

Adam öylece bakakaldı, bir kadın, olgun, yaşını almış. Yüzünde zamanın yazgısı olan 35 yaş çizgileri, yalnız, hayattan umudunu kesmiş. Umursamaz, mutsuz. Bir kadın, başka bir kadın. Genç, heyecanlı, merak dolu, hayır hayır, hayat dolu, gözleri parlayan, yüzü güller açan, saçları gülüş kokan.

  • Ben her sabah, deniz kenarında simit alıp bankta uzakları seyrederim, iyi gelir. Siz de yapmak ister misiniz?

Hani bazen anneler çocuklarının nazından sıkılır, parka götürme teklifi ederler, çocukların gözleri güler ya, aynı öyle bir halde.

  • Evet, gelirim, hemen mi
  • Evet

Kadının yüz ifadesinden bir şey söylemek istediği ama iki de bir vazgeçtiği anlaşılıyordu, en sonunda cesaretini toplayıp,

  • Dışarı çıkar mısınız?

Adam gözlerini kısarak, karamsarlığa düştü.

  • Niye

Namusunu koruyan genç bir kız,

  • Üzerimi değiştireceğim

Adam şaşırdı, niye gibisinden baktı ilk, sonra teklifini reddetme ihtimaline karşın, soru sormadan dışarıya çıktı. Işığı yanıp sönen apartmanda öylece bekliyordu. 5 dakika, 10 dakika, 15 dakika, zaman öylece akıp geçiyordu, biraz daha zaman sonra kadın geldi. Süslü, şık, ama gündelikten de uzak olmayan bir kıyafet, diplere doğru olan ıslaklıktan anlaşılacağı üzere yeni yıkanmış bir saç, vücut. Parıl parıl parıldayan yüz, ilk buluşmasına çıkan genç bir kız.

  • Hadi gidelim, ben hazırım.

Yan yana yürüyorlardı, ama arada biraz mesafe vardı, bazen adam birkaç adım öne geçiyor, sonra yavaşlayıp yine aynı hizaya geliyorlardı. Biraz zaman sonra boş bir bank bulup oturdular, yolda aldığı simidin yarısını kadına böldü, uzattı. Bankın bir ucunda adam, bir ucunda kadın. Gökyüzü gri bulutlardan görünmüyor, havada güneş yok, deniz bomboş, hiç balık yok. İnsanlarda pek görünmüyor etrafta. Sonra bir titreme sesi geliyor, adam üşüyor, havada sert bir rüzgâr. Kadın hazırlıklı uzunca bir kaban giymiş, kırmızı. Sırtını, göğsünü saran bir şal. Onu çıkarıp adamın üzerine örtüyor. Adam minnettar, hayran, aşk dolu gözlerle bakıyor. Bu övgülere karşın kadın gözlerini kırpıp başını eğerek cevap veriyor. Deniz kıyısında bir kadın, bir adam, birazda martı. Adam:

  • Kuşları sever misiniz?
  • Evet

Adam düşünüyordu, ne hakkında konuşabilirlerdi, ne konusu açmalıydı. Onunla konuşmak istiyordu. Ama aklına hiçbir şey gelmiyordu, tüm düşünce sistemi bozulmuştu sanki, sadece onu seyrediyordu, hem zaten istiyordu da. Biraz daha oturduktan sonra, kadın:

  • Kalkalım mı?

Adam istemeye istemeye,

  • Olur

Aynı şekilde eve döndüler. Kadın kapıyı açtı, adam arkasında. Kadın ilk başta gözlerini yerde gezdirdi, sonra ona doğru yönelterek,

  • Güzel bir gündü, teşekkür ederim

Arkasını dönüp içeriye girdi, kapıyı kapatırken, adam kapıyı tutarak,

  • Evet, güzel bir gündü.

Kadın gülümsüyordu, adamın söyleyeceği şeyi duymak için ağzına bakıyordu. Adam biraz tereddütle,

  • Yine vakit geçirmek ister misiniz

Kadının gülümser yüzü daha da belirginleşti, gözleri de parıldıyordu

  • Olur

Adam kendine güvenerek,

  • Bu akşam geleyim öyleyse

Kadının o güler yüzü, ilk olarak gözlerinin yere doğru bakmasıyla, sonrada yavaş yavaş ağız köşelerinin aşağı inip birbirine yakınlaşmasıyla bozuldu. Biraz çaresizlik, biraz somurtukluk, biraz da yabancılıkla, aynı bir çocuğun istediğini alamayınca dudağını büktüğü gibi adama bakıyordu.

Adam her şeyden habersiz, soracağı şeyi düşünerek, o anı hesaba katmadan, gözlemlemeden soracağını sordu.

  • Aynı fiyat değil mi?

Bir apartman, bir kadın, bir adam, iki dünya. Gözyaşı, arzular, kararsızlıklar. Pişmanlıklar, çaresizlik. Bir bedende iki ruh. Aynı anda yaşayan iki dünya.

Bir oda, bir kadın, gözyaşı, rutubetli duvarlar, kadının sessiz sessiz, hıçkırıklarla ağlayışı. Çaresizlik, tükenmişlik, ukde kalan her şey. Yılların yorgunluğu, her gün doğan aynı güneş, aynı bulutların aynı çığlıklı rüzgarları.

Bir oda, birkaç yastık, birkaç kıyafet, yerde birkaç damla, bu ıslaklık rutubetten mi? Bir yatak, kırmızı bir çarşaf, hiç duymadığım bir ses, odada kim var? Bir bıçak, birkaç damla kan, yalnız bir oda, bir ceset, ölen kim? Yalnız bir kadın mı, genç bir kız mı?

 

 

Yazı oluşturuldu 116

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön