Maziyi Geride Bırakalım (1)

29 Haziran 2019 2 Yazar: elimyazar

Bir hapşuruğu tutmak bazen çok zordur. Bazen çıksın diye saniyelerce beynini kapatıp o ana odaklanırsın. Bir hapşuruk, bazen etrafa iğrençlikler saçar, bazen seni yerle bir eder. Bazen sarsılışından mutluluk duyarsın. Benimki de boş şeyler işte, ne yaparsın.

 

Bazen bir aşk, hapşuruktur. Bazen tek kadehte içtiğin şehvet gibi tutku verir, her an. Bu hikaye, parçalanmış bir hayattan ibaret. Bu yazılar, aşkın yarattığı yeni bir hayattan ibaret. Bazen insan, gün batımını seyretmek ister, tek bir yerde, tek bir ruh halinde. Bazen, koşmak ister yemyeşil çayırlarda. Kimsenin el deydirmediği sardunyalarda gezmek ister. Bu hikaye belki de masal. Belki de bir hayal, onun kadar gerçek, yaşanmış gibi hayal.

 

Neden, neden, neden, neden. Neden! Daha kaç kez soracağım kendime. Neden? İçimdeki ses beni zorluyor. Artık, artık pek önemi yok hiçbir şeyin. Yada yalan söyledim, bazı anlarda hala toplumun ne diyeceğini beni beğenip beğenmeyeceklerini önemsiyorum. Konumuz bu değil. Şu anda değer vermek zorunda olduğum okuyucum. Benden pek bir şey bekleme. Sadece kendi içimde yaşadığım kararsızlıklar bütünü ve bunu yaratan ruhun parçalanmış seyrini seyredeceksin. Bazen sıkılacağım, bazen aklıma hiçbir şey gelmeyecek. Sallayacağım, boş yapacağım. Değiştireceğim her şeyi. Yeni baştan yaratacağım.

 

Bazen aklıma geçmiş takılıyor:

  • “sus, sus, konuşma”

Diyorum kendime, içimdeki sese. Ben bunun ismini ömer koydum. Hiçbir şey yapacak halim yok. Vücudum ağrıyor ama sorun bu değil. Sorun ruhum. Zira öyle zamanlar oluyor ki, kimsenin olmadığı kadar coşuyorum, yaşıyorum. Herkesten çok boş yapıyorum, kuşlar gibi uçuyorum. Herkese sarılmak istiyorum. Etrafta gezmek istiyorum. Tabi en fazla 40 dakika sürüyor bu. Sonra yine hayatı anlamsız bulan, ve sıkılan bene tekrar tekrar dönüşüyorum. Anladım ki, insanın enerjisinin bedenle alakası yok. İş ruhta bitiyor. Tüm bu bitmeyen planlar, işler, hayaller, yarım kalmış hikayeler ruhumu yoruyor. Yada öyle olduğuna kendimi inandırmışım. Aslında her şey çok güzel olabilir, diyorum. Tam icraata geçecekken,

  • “hı hıhı hı hı, ömerrr sen bunu yapamazsın”

Diyorum, yada diyor. Vazgeçiyorum, her günkü alışkanlıklara dönüp, hayatı sürdürüyorum. Rutin, amaçsız, yaşamaya zorlanmış bir şekilde. Bazen ölmek istiyorum, ölüm bana yaklaştığında korkuyorum ama. Bazen tüm geçmişi kucaklamak, geçmişi şimdiye getirmek istiyorum. Geçmişten korkuyorum. Geçmişteki insanlardan, arkadaşlardan, dostlardan, düşmanlardan, arkamdan konuşanlardan, beni rezil görenlerden korkuyorum.

Maziyi Unutalım

Ben rezil miyim? Hayır, ömer sen rezil değilsin. İnsanlarla olunca tedirginim, ellerimi okşuyorum. Ellerimi tutuyorum, üstümü düzeltiyorum. Durmaksızın, acaba benim hakkımda ne düşünüyor diye kendime soruyorum. Gereksiz, anlamsız, rezilce yaptıklarım. Karşımda rezil insandan başka biri yok oysa. Uykum geliyor. Evet ciddiyim, uykum geliyor. Ben uyuyorum, uyuyacağım, şimdi. Föhyo‘yu başka bir zaman, başka bir hayatta anlatmam gerek.


Otobüsten indim, darıca kokusu müthiş bir zevk veriyordu. Kuşlar yemyeşil, etraf cıvıldıyordu. Güneş çok soğuk, rüzgar keskince yakıyordu. İndim, evet otobüsten indim. Aniden bir kadın bedeninin bana çarptığını hissettim, aslında sonuçlarından bunu çıkardım da denebilir. Elindeki çiçekler yere düştü. Hehh, benim en sevdiğim, aslına bakarsan tek sevdiğim çiçek, ismini bilmediğim için ben buna darıca çiçeği diyorum tabi. Eğildim çiçekleri elime aldım.

  • “Bu çiçeklerin ismi ne?”

Doğruldum, doğruldum, eminim, tek yaptığım, ayağa kalkmaktı. Tek istediğim oydu. Bazen, bazen, bazen hiç aklına gelmez, olacağını asla kestiremezsin, tüm ihtimaller hep ters çıkar, her şey olmamaya yeminlidir. Ama, bu sefer, bu sefer her şey farklıydı. Bu sefer, istediklerim, korkutucuydu. Bu sefer, ben bu sefer, korkuya yenildim. Hemen oradan kaçtım, siyah şapkamı kafama çektim, etraf fırtınaydı. Yağmur başımda dans ediyordu. Kaçtım, ilerledim.

  • “Git git, sakın arkaya bakma, hiçbir şey olmadı, yalan bunlar, hadi hadi, ilerle, ilerle, sakın dönme, hiçbir şey yok, bu hiç yaşanmadı, devam et, devam et, sus, sus, konuşma, ilerle, hiçbir şey yok, bu yaşanılan, hiç yaşanmadı.”

Doğru mu, ıhh, elime baktım. Pembe pembe sırıtıyordu çiçek bana. Bunlar yaşandı. Bir an da, 10 saniyede, 2 yıllık hayat yaşadım. Tüm mazi gözümün önüne geldi. Göz yaşları o an aktı. Dans edercesine, neşeyle belkide, tüm yaşanılan hiç yaşanmadığı an. İşte o an, hiç olmamalıydı.


Eve gitmek istiyorum. Nasıl gideceğimi bilmiyorum. Benim evim nerede, evi istiyorum. Eve gitmek istiyorum. Mutlu olduğum yer nere. Ben neredeyim, eve gitmeliyim. Evim nerede, eve gitmek istiyorum. Ben neredeyim, kimleyim. Kimi istiyorum. Ev nedir, ev neresidir, ev, nasıl ev olur. Ben ev istiyorum, eve gitmem lazım, eve gitmek istiyorum. Artık, artık lütfen eve gidelim. Evi istiyorum. Evim nerede. Katlanamıyorum artık, bu boşluğu ben sevmedim. Evim nerede, bu mutsuzluğu beğenmedim. Ben senin sevdiğin yere gitmek istiyorum. Ben gitmeliyim. Evim nerede. Sevdiğin yer nerede. Yoksa o yer, sevdiğinin sevdiği yer mi. Eve gitmek istiyorum, ben sensizim. Eve gitmem gerekiyor. Mutsuzum. Senin gönlün başkasına. Evim nerede. Evsizim. Eve gitmem gerekiyor. Artık yaşamam lazım. Yaşamak istiyorum. Eve gitmek gerek. Eve gidelim. Oraya götür beni. Seni ilk bulduğum yere. Elinde çiçek olan sahile estir beni. Seni bulduğum yere. Seni aradığım yeri istiyorum ben. Senle yaşadığım, soğuk yıllanmış ağaç gibi düştüğüm yeri istiyorum. Eve gitmem gerekiyor. Ben ben miyim?

Neden, bazen neden yaşar ki insan. Ne önemli burada. Ne için nefes almalıyım ki, Neden buradayım mesela. Geçin masalları, deymez hiçbir şey. Katlanılmaz bu hayata. Amacı yok, gayesiz bir tabut gibi.

28-29 Haziran 2019